Basketfaul : Oyuncu YetiştirME! (Şükrü Yaravlı)
Basketfaul : Oyuncu YetiştirME! (Şükrü Yaravlı)

Türkiye’nin önde gelen basketbol sitelerinden basketfaul.com internet sitesinde Şükrü Yaravlı'nın kaleme aldığı yazı şu şekilde :

Bilge Morpheus seçilmiş kişi olduğuna inandığı Neo’yu Matrix’in dışına çıkararak gemisi Nebuchadnezzar’a alır ve burada yatar bir koltuğa oturtarak beynine doğrudan bilgi aktarım yoluyla neredeyse bütün Uzakdoğu dövüş sanatlarını yüklerler. Ve Neo gözlerini açtığında epik repliğini söyler “I know Kung Fu”.

Ama ne bir şey öğrenmek ne de bir şey öğretmek, bilgisayara bir flash disk takıp içindeki programı çalıştırmak kadar kolay değil. Çünkü işin ehli birini yetiştirmek için öğrenenin işe uygun ve öğretenin de işin erbabı olması gerek.

İşte bu noktada Ece Ergez’in Ahmet Gürgen’le yaptığı röportaja takıldı kafam. Satır araları bize adeta oyuncu yetiştirmenin el kitabı niteliğinde ipuçları veriyordu. Buraya birazdan döneceğim. Çünkü konumuz oyuncu yetiştirmek değil, oyuncu yetiştirME!

Son birkaç yıldır bazı TBL final grubu takımları ile orta ve altı süper lig takımlarında belli aralıklarla birbirinden bağımsız ancak neredeyse ortak olan bir eylem var. Bu da Euroleague oynayan Anadolu Efes ve Fenerbahçe Doğuş kadrolarına giremeyen ve Tofaş ile Banvit gibi takımların kadrolarını kurduktan sonra dışarıda kalan yerli oyunculara talip olmaları. Ve o aşamada mağdur oldukları iki konu: para ve menajerler ile avantajlı olduklarını düşündükleri: “süre vermek” konusuna takılıp kalmaları. Peki, ne var şimdi bunda diyeceksiniz. Bende size Ahmet Gürgen’in röportajından alıntılar yaparak ne olduğunu söyleyeyim.

İlki, bu bahsettiğim takımların birçoğu yıllardır bu liglerde. Ve buna karşın halen dökme suyla değirmen çeviriyorlar. Antrenörler, yabancı ve yerli oyuncular gelip geçiyor ama şu oyuncuyu da camiaya, milli takıma biz kazandırdık diyeni yok. Buna karşın “Ya biz falanca oyuncuya talip olduk. İyi süre vereceğimizi de söyledik. Yine de menajerler oyuncuyu daha az oynayacağı ama çok daha iyi kazanacağı yere gönderdiler.” şeklinde demeçleri hep kulaklarımızda. Zaten iki elin parmaklarını geçmeyen bu oyunculara talip olmayın demiyorum. Ama para ve menajerler konusu cebine ve ilişkine bağlı bir durum. Yani her zaman senden daha iyisi çıkabilir ve açıkta kalabilirsin. Vermeyi taahhüt ettiğin süreye gelince, bu da göreceli. Oyuncu, aile ve menajerler bu konuya da senin baktığın gibi bakmayabilir. Yani dengeli bir takımın yoktur ve o pozisyonda oyuncunun senin takımında gelişme ihtimali azdır. Sezon içi antrenör değiştirirsin, gelen can derdine düşer oyuncu banktan kıpırdayamaz. Ya da karar vericiler şöylede düşünebilir “şu takıma giderse daha az süre alabilir ama pozisyonundaki oyuncu çok değerli onunla antrenman yapması önemli hem de antrenmanlar çok sert. Bu antrenörün öğreteceği çok şey var, burada daha iyi gelişebilir.” Nokta. Senin elindeki “süre” avantajı da buharlaştı. Oyuncu yetiştiren değil oyuncu yetiştirME!den sezon savan kulüpler bu dar transfer pazarından birilerini kaparlarsa mutlu aksi durumda mağdur! Bu zorlu ve yorucu! transfer macerasına konu olan oyuncuları yetiştirmeye çalışan kulüplerin basit ve kısa! sürecini yine Ahmet Gürgen röportajından bir bölümle anlatalım. “Gençlerle oynamak aslında zordur ama hepsi çok çalışıyor. Bizim kulüpte sert olmazsan, mücadele etmezsen, o teması almazsan zaten kulüpte tercih edilen oyuncu olmazsın. Şimdi o kadar kuvvetli olmadıkları için bunu çok yapabildiklerini söyleyemem ama ileride bunu yapabileceklerini mesajını veriyorlar bana. Ben de o yüzden bu süreleri onlara veriyorum… Tecrübelenirken sahada hata yapmaları gerekiyor. Hata yapmadan kimse bir şey öğrenemiyor. Bu yüzden hata yapmalarını bekledik.”

Kulüplerde şahıslar değişir, o günkü konjonktüre uygun bütçeler yakalanır ve hedefler zaman zaman daha üst bir noktaya çekilir. Ama asgari şartlar olduğunda da formasını ve renklerini gururla temsil eder. Bazen küme düşer, bazen de asansör takım olur ama hem kendi camiası hem de basketbol kamuoyu bilir ki bu kulüp değişen ekonomik koşullarda bile layıkıyla yarışır. Bunun yolu şapın üstüne çok katlı bina dikmeye çalışmak değil, derine sağlam bir temel atıp katları yavaş yavaş çıkmaktır. İşte bu noktada Ahmet Gürgen röportajına geri dönüp ne dediğine bir bakalım “Banvit kurulduğunda bir yol haritası vardı. Yol haritası da öncelikle 'bir altyapımız olsun ve adımlarımızı sağlam atalım' şeklindeydi. Hedef hep altyapıdan çıkan oyuncularla oynamaktı. İskeleti yerli oyunculardan oluşturup, onun üzerine keyif veren ve etik değerleri olan bir takım kurmaktı. Bu şekilde hem çok sempatik hem de çok sevilen bir takım olmayı istemiştik. Altyapıdan çıkarttığımız oyuncularla ayakta kalıp onların üzerinden Türk basketboluna çok ciddi yatırımlar yapmayı hedefleyerek başlamıştık ve hala da o şekilde devam ediyor.”

İkincisi, emek, sabır ve denemek. Röportajın başlığı “İyi kumaş seçmeyi öğrendik.” Bu cümle bize çok şey söylüyor. Kulüp, tesis, kaliteli eğitmenler ve ÇOCUK! İşte formüldeki değişken elemanın “çocuk” olduğunu ve işin sadece yetenek olmadığını söylüyor. Belki başlangıç noktası yetenek olsa da fiziksel gelişim öngörüsü, karakteri, öğrenme kapasitesi ve en önemlisi bıkmadan usanmadan çalışma içgüdüsü olmasının önemini vurguluyor. Ve geçmişte koyulan emekler ve yapılan denemelerden sonra artık daha iyi kumaş seçmeyi öğrendiklerini şöyle dile getiriyor “Çünkü onun üzerine nereden bakarsan minimum 5-6 sene çalışacağız. O yüzden biz her zaman doğru kumaşı seçmeye çalışıyoruz. Çünkü eğer doğru kumaşa yatırım yapmazsak hem kulüp, hem biz hem de oyuncu bu işten zararlı çıkar. Doğru oyuncu seçtiğimiz zamanda da çok kalite bir çalışma programı hazırlamamız gerekiyor. Sonra kendisine bir sorumluluk aşılamamız gerekiyor. Çünkü aldığı sürelerin karşılığında konsantre olup devamlı kendini geliştirmesi gerekiyor. Yani işine çok saygılı olarak çalışması lazım.” Yani oyuncu yetiştirmek, maç günü sadece bir sezon için harcanan paralarla kurulan bir takımın sahada maç kazanmasını umup günü kurtarmak değil, gözünün önünde büyüyen, gelişen, yıllar önce çembere değmeye çalışırken şimdi yaptığı smacı seyrederken ki geçen uzun ve meşakkatli süreçtir.

Ama hatırlarsanız G.O.R.A gezegeninde Garavel bu süreci kısaltmayı başarmıştı.

Robot 216: Bu nedir Garavel Bey?

Garavel: Bu bir yükleme makinası, nasıl çalışıyor diye sormayın anlatması 6 saat sürer. Bununla seni tam bir uzay savaşçısı yapacağız Arif.

Bob: Aaa bu Commodore 64 değil mi?

Arif: Bırak Bob kaseti bitiricen kurcalama ya.

Garavel: Biraz actiona ne dersin? Aikido?

Arif: Oluuurr. Başka neler var?