Banvit Baş Antrenörü Sasa Filipovski : ''Vidmar’ı NBA’den İsteseler Şaşırmam.''
Banvit Baş Antrenörü Sasa Filipovski : ''Vidmar’ı NBA’den İsteseler Şaşırmam.''

Banvit Baş Antrenörü Sasa Filipovski Eurohoops internet sitesine konuştu. Röportajın tamamını www.eurohoops.net ve www.banvitbasketbol.com internet sitesinden okuyabilirsiniz.

Geçen sezon hem Avrupa’da finali getiren hem de Banvit’e tarihindeki ilk kupayı kazandıran Saso Filipovski, Antalya’da yeni sezon ve basketbol gündemiyle ilgili Eurohoops’a konuştu.

Koç Saso Filipovski geçtiğimiz yıl Banvit’le tarihi bir sezon geçirmesinin ardından yeni bir kadro, yeni hedefler, yeni bir sistemle yeniden yola çıkıyor. Ancak Sloven basketbol adamının felsefesinde bir değişiklik olduğu söylenemez.

Filipovski, Antalya’da takımının katılacağı hazırlık turnuvası öncesi sorularımızı yanıtladı. Bandırma ekibinin yeni sezon hedefleri, transferleri, yerli yetenekleri, genç oyuncuların süre ve gelişim dertleri, ülkesi Slovenya’nın manşette olduğu basketbol gündemi.

Sloven koç hiçbir konuda sorularımızı yanıtsız bırakmadı, zaman zaman temkinli zaman zaman çarpıcı ifadeler kullandı:

Sohbetimize yaz ayını konuşarak başlayalım. Geçen yaz tüm yabancılarınız takımdan ayrıldı. Birini takımda tutma hakkınız olsa, hangisini seçerdiniz?

Elbette akla ilk gelen isim takımın lideri olan Jordan Theodore. Ama Edo Muric çok sayı atmasa da her yerdeydi, EuroBasket’te şampiyon oldu. Bu bir şey anlatıyor. Gediminas Orelik bizim için çok iyi bir şutördü, takım oyununa çok katkı yaptı. Bir babanın çocukları arasından en sevdiğini seçmesi çok zordur. Dolayısıyla hepsine ayrı ayrı saygı duyuyorum diyebilirim.

Geçen sezon çok organize, saha içindeki rollerin çok iyi tanımlandığı bir Banvit izledik. Ama dediğim gibi o takımdan birçok isim gitti. İzleyeceğimiz yeni Banvit nasıl bir takım olacak? Geçen senekine benzer mi, farklı mı? Nasıl tarif edersiniz?

Ben her zaman oyuncuların özellik ve tecrübelerine göre adapte olmaya çalışan bir koçum. Öncelikle benim oynatmak istediğim basketbolu oynayacağımızı söyleyebilirim. Ancak tabii ki oyuncuların yapabilecekleri çerçevesinde. Sistemimi her zaman oyuncularıma göre adapte etmeye çalışıyorum. Sahada oynayan, kazanıp kaybeden koç değil oyuncular. Bizim için yeni bir başlangıç. Yeni bir sistem kuruyoruz. Zaman içerisinde iyi basketbol oynayarak zaferler getirecek bir sistem kurmaya çalışacağız. Şu an sadece yeni hedefleri olan yeni bir takım olduğumuzu söyleyebilirim.

Turgay Zeytingöz kendisiyle sohbetimizde geçen sezon Jordan Theodore’a bağımlı bir takım olduğunuzu söyledi. Bu yıl iki oyun kurucunun bulunacağı yeni bir plan üstünde çalıştığınızı da belirtti. Bu sezonki yeni sistemin ana noktalarından biri bu mu olacak?

Geçen sezon en çok sıkıntı çektiğimiz şeylerden biri buydu: Theodore sahadan çıktığında aynı ritmle oynayamıyorduk. Elimizde onu tam olarak yedekleyebilecek bir oyuncu yoktu. Bu yaz kadromuza iki oyun kurucu kattık, ikisi de aynı zamanda combo guard’lar, skor üretebiliyorlar. Furkan Korkmaz’ın gidişi nedeniyle Can Altıntığ’ı getirdik. Mali gücümüz diğer kulüplere nazaran çok yüksek olmadığı için tecrübeli Türk isimleri getirmek bizim için kolay değil. Bu yüzden Can’ı getirebildiğimiz için çok mutluyum. Tecrübeli, geçmişte çok iyi koçlarla çalışmış bir oyuncu. Ayrıca bir alt ligden basketbolun en üst kümesine döneceği için çok çalışıyor. Guard rotasyonumuzun yeniliği bizim için önemli olacak.

Tarihi bir sezon geçirmiş olarak bu yeni sezona başlıyorsunuz. İki final, tarihte ilk kez kupa. Bu sezonki hedef nedir? Bu yeni takım için başarıyı nasıl tanımlarsınız?

Ben başarının her zaman şu ana odaklanarak geldiğini söylerim. Şimdi maksimumu verirseniz gelecek de parlak olur. Şu an hiçbir şey yapmadan sadece geleceği düşünürseniz, başarı gelmeyecektir. Felsefem hep adım adım düşünmektir. Şu an ilk adımı atıyoruz, bundan sonrası için en önemlisi de bir sonraki ilk adımımız olacak. İyi basketbol oynamak, herkesle yarışmak, herkese karşı kazanmak istiyoruz. Her maça böyle bakacağız. İşin sonunda ne başardığımızı göreceğiz.

Daha önceki röportajlarınızdan oyuncu gelişimine, genç oyuncuların gelişimine çok önem verdiğinizi biliyoruz. Gelecek sezon çıkış yapmasını, takıma önemli katkı vermesini beklediğiniz Türk oyuncular kimler?

Elimizde birçok genç oyuncu var. Çoğu 19-20 yaşında. Geçen sezon çok sakatlık geçiren bir genç oyuncumuz vardı: Tolga Geçim. Ondan bu sezon daha büyük katkı bekliyorum. Ayrıca oyuna karşı tavrı ve çalışması konusunda da değişim bekliyorum. Güçlenmesini istiyorum. Çok yetenekli bir oyuncu ama güçlenmesi ve sakatlıklardan uzak kalması gerekiyor.

Oyuncularının zihinsel gelişimine de çok önem veren bir koç olduğunuzu biliyoruz. Bir sezonluk çalışmanız sonrasında Banvit’te genç oyuncuların bu konuda nasıl bir gelişim gösterdiğini düşünüyorsunuz?

Ben bu konuda her şeyin mümkün olduğuna inanırım. Ancak yardım istemeyen insana yardım edemezsiniz. Daha doğrusu yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmeyen kişiye yardım edemezsiniz. Yalnızca gelişim göstermek isteyen kişi, gelişim ve değişim gösterebilir. Aynı yöntemle aynı şeyleri tekrarlayarak bir şeylerin değişmesini bekleyemezsiniz. Öncelikle siz değişmelisiniz ki bunun sonucunda yaptıklarınız değişsin ve ortaya bir sonuç çıksın. Benim için şu sebepten zihinsel gelişim ve zihinsel koçluk çok önemli: Bir insanın kendini, tutkularını, korkularını, sakinliğini, hırsını tanıması… Çünkü oyuncular kendini tanıdıkça takımlarına katkısı artar. Kağıtlarla değil insanlarla çalışıyoruz. Bu yüzden işin mental yönüne çok önem veriyorum. Ama başında da söylediğim gibi yardıma ihtiyacı olmadığını düşünen birine yardım edemezsiniz.

Tolga’nın daha iyi katkı vermesi gerektiğini söylediniz. Sahada onun için nasıl bir rol öngörüyorsunuz? Geçen sezon Furkan’ın yaptığı katkıyı yapabileceğini düşünüyor musunuz, örneğin?

Furkan, Furkan gibi; Tolga, Tolga gibi katkı verir. Her oyuncu özeldir. Ancak söylediğim gibi Tolga’nın önce zihnen ve bedensel olarak güçlenmeye ve sağlıklı kalmaya kafasını vermesi lazım. Sonra büyük adımlar atacaktır. Çok iyi bir saha görüşü var, harika bir pasör, oyunu çok iyi okuyor, ayrıca çok soğukkanlı ve konsantre yani zor durumlarda sakin kalıp akıllı hamleler yapabiliyor. Takıma katkı yapması da özellikleri çerçevesinde olacak: Takımı organize edebilir, paslarıyla ve zekasıyla. Ama skor da üretebilir, rakipleri zorlayabilir. Bence o birden çok pozisyonu oynayabilecek, tam bir basketbol oyuncusu.

Banvit geçen sezon aç oyuncularla yola çıktı, iki final yaptı. Bu sezon da aç, kanıtlayacak bir şeyi olan oyuncularla yola çıkıyorsunuz ama düşük profilli isimler. Bu kasıtlı bir strateji mi? Türkiye’de Banvit’in böyle bir felsefesi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette oyuncuları seçerken benim için en önemli şeylerden biri bu. Oyuncuların başarıya aç isimler olması. Aç olmayan insan karnını da doyurmaz. Benim için oyuncu seçiminde bu boyut çok önemliydi. Yüksek seviyelere çıkma isteği olan, bir şeyler kanıtlama isteği olan, gelişmek isteyen isimler bulmak. Buna göre de seçim yaptığımızı, gelişmek isteyen, aç oyuncular bulduğumuzu düşünüyorum. Evet, böyle bir felsefemiz olduğunu söyleyebiliriz. Aç ve hırslı bir oyuncu değilseniz hedefleri olan bir organizasyonda hiçbir şey başaramazsınız.

Geçen sezonki oyuncularınızdan bahsetmişken. Furkan Korkmaz’ın NBA’deki geleceğini nerede görüyorsunuz? Sizce tavanı nedir? Onun için çok önemli bir antrenörsünüz, profesyonel kariyerindeki en önemli çıkışı sizin koçluğunuzda yaptı. Ona çok katkı yaptığınız söylenebilir.

Geçen yıl Furkan takımımda olduğu için çok mutluydum. Şöyle demek lazım: Benim yardımımı en çok kullanan isimlerden biri o oldu. Aç bir oyuncuydu, çok çalışkandı, harika bir kişilik. Başka takımlarda oynayacağı için en önemlisi onun rolü ve yeni koçunun sistemi olacak. Bana göre o Alexey Shved’e çok benzer bir oyuncu. Hem skor yapabiliyor hem içeri girebiliyor, çok hızlı, elleri çok becerikli, aynı zamanda zeki. Onu tüm kalbimle destekliyorum, NBA’de harika bir kariyer yapacağını düşünüyorum.

Sloven bir basketbol adamı olarak Avrupa şampiyonluğu konusunda çok mutlu olmalısınız. Neler düşünüyorsunuz, hissediyorsunuz altın madalyayla ilgili? Böyle bir sonucu tahmin ediyor muydunuz?

Dürüst olayım, turnuva öncesi izlediklerime baktığımda turnuvanın üç favorisini şöyle belirlemiştim: Fransa, İspanya ve Sırbistan. Gerçekten madalya alacağını düşündüğüm üç takım buydu. Belki Slovenya sürpriz yapar, bir madalya alabilir diyordum. Ama namağlup şampiyon olup altın madalya alabileceklerini hayal bile etmemiştim. Bu takım şunu kanıtladı: Her başarı mümkün. Bir takımda iyi kimya, net bir şekilde tanımlanmış roller ve oyuncular arasındaki dayanışma büyük başarı getiriyor. Koç Kokoskov harika bir iş çıkardı. Hem oyuncular arasında sağlam bağlar kurdu hem de onlara doğru roller belirledi. Takımda herkesin ne iş yaptığı belliydi: Şutör, perdeci, ribauntçu, skorer… Oyuncuların rolleri çok iyi tanımlandı, onlar da bunu kabullendi. Aralarındaki sağlam bağlarla iyice güçlendiler. Buna kazanma duygusu da maçtan maça büyüyerek eklendi… Koç Kokoskov ayrıca sahadaki strateji konusunda da çok iyi bir iş çıkardı. Ve ortaya inanılmaz bir sonuç çıktı. Ülke olarak gururluyuz. Umuyorum bu sonuç çocukları daha çok sahalara çıkaracak. Yeni Doncic’ler, Dragic’ler, Vidmar’lar çıkacak.

Slovenya’nın yıldızı Luka Doncic’i neredeyse bebekliğinden beri tanıdığınızı Socrates'e söylemiştiniz. Onu bu kadar eskiden beri bilen bir koç olarak onda zayıf bir yan, geliştirmesi gereken bir yön görüyor musunuz?

Her oyuncunun oyununda geliştirmesi gereken birçok yön bulunur. Doncic hala birçok şeyi geliştirebilir. Ama bir süperstarı eleştirmek çok zor. Bir koç olarak geliştirmesi gereken birçok şey söyleyebilirim. Ancak diğer yandan durum şu: Ben onu analiz ediyorum, izliyorum ve ondan bir şeyler öğreniyorum. Sahada yaptığı hareketler inanılmaz. O hareketleri öğreniyorum ve 18 yaşında bir oyuncudan o hareketleri öğreniyorum ki oyuncularıma öğretebileyim. Bence basketbolun en müthiş yanı bu. Herkesten bir şeyler öğrenmek mümkün ve herkesin gelişmesi mümkün.

O şampiyon takımda sizin bir oyuncunuz da var: Gasper Vidmar. Onunla sözleşmeyi turnuvadan önce yenilediğiniz için kendinizi şanslı hissettiniz mi? Onu izlerken neler düşündünüz? Turnuva sırasında sonrasında kapınızı çalan EuroLeague takımları oldu mu?

Gasper çok savaşçı, büyük bir kalbi, harika bir kişiliği olan bir oyuncu. Elbette onun için çok mutluyum. Açıkçası onun için çok zor oldu. Yani hem kulübünde hem milli takımda böyle önemli rol oynamak çok zor oldu. Yorgun olmasına rağmen, zor bir sezon geçirmesine rağmen bu kadar iyi bir oyun oynaması onun başarısı. Perdeleriyle Dragic ve Doncic’e alan yarattı, boyalı alanda çok önemli bir varlığı söz konusuydu, çok iyi bir ribauntçu, savaşçı, savunmada yıldızları ve tüm takımı rahatlattı. Bu turnuvadan sonra bırakın EuroLeague’i, NBA’den arayanlar olsa dahi şaşırmam.

EuroBasket sonrası Türkiye’de basketbol altyapısıyla ilgili önemli tartışmalar var. Slovenya örnek bir ülke olarak gösteriliyor. Tecrübeli bir Sloven antrenör olarak Türkiye’deki altyapılar konusunda ne düşünüyorsunuz? Neleri geliştirebiliriz?

Birçok önemli boyutu var bu işin. Doğadaki gibi. Öncelikle tohuma dikkat etmelisiniz, toprak çok önemli, sonra ağaçlar büyür, ağaçla ilgilenmelisiniz, en sonunda biraz da şanslıysanız o ağaç güzel elmalar verir. Genç oyuncularla çalışmak da böyledir. Her şeyden önce devamlılık çok önemlidir. Aynı koçlarla çalışmaları, fundamental’larını geliştirmeleri ve tabii ki tecrübe kazanmaları. Şu kombinasyon çok önemli: İyi antrenman, iyi basketbol okulları, tecrübe kazanmaları ve tabii ki süre bulmaları. Ama şu an en büyük sorun şu, sadece Türkiye’de değil her yerde: Genç oyuncular her şeyi bir anda istiyorlar, bir hamlede üç adım ileri atmak, çok para kazanmak, büyük kontratlar imzalamak istiyorlar. Ancak bu mümkün değil. Adım adım gitmeleri lazım. Bir oyuncunun küçüklerden gençlere geçişi kolaydır ama gençlerden A takıma geçiş zordur. O noktada işin içine ergenlik girer. Duygusal ve kişisel gelişimleri uzman olmayan kişilerin elindeyse işler çok zorlaşır. Şöyle söyleyebiliriz, zihinsel anlamda iskeletleri henüz hala biraz zayıftır. Onlara yol gösterecek iyi mentörler, öğretmenler, iyi anne babalar gerek. Anne babaların o baskıya ve menajerlerin verdiği büyük sözlere, kulüplerden gelen cazip tekliflere karşı koyması lazım. İnsan önündeki çileklerin hepsini tek seferde yemeye kalkarsa boğulur, tek tek yemek lazım. O genç oyuncular adım adım düşünmeden gitmeye kalkarlarsa önce vücutlarına zarar verirler, sonra kişilikleri zarar görür. Yani kısa sürede çok fazla şey beklememeli, elmanın dalında olgunlaşmasına izin vermeli. Oyuncuların böyle olgunlaşmasını beklemek biraz sorun çıkarıyor. Kulüpler, anne babalar, menajerler, hatta oyuncuların kendisi bile çok şeyi bir anda istiyor. Bu dördü çok önemli. Sonuç baskısı altındaki koçlar da bu dörtlüye katılabiliyor zaman zaman. Oyuncularının olgunlaşması için, onlara doğru şekilde yol gösterebilmek için sabredemiyor.

Slovenya’nın küçük bir ülke olarak Avrupa şampiyonu olması ve bu sırada Türkiye’nin daha büyük nüfusuna ve daha çok genç insanı olmasına rağmen çeyrek final yapacak bir takım çıkaramaması büyük tartışma yarattı. Türkiye sizce Slovenya’dan neler öğrenebilir ya da öğrenebilir mi?

Bence herkes herkesten bir şeyler öğrenebilir. Dediğim gibi ben 18 yaşındaki Doncic’ten bir şeyler öğreniyorsam, herkes herkesten bir şeyler öğrenebilir. Türkiye, Slovenya’dan çok şey öğrenebilir; Slovenya da Türkiye’den çok şey öğrenebilir. Slovenya’nın çok iyi çalışan bir altyapı programı var. 2 milyonluk nüfusa rağmen birçok genç oyuncu çıkıyor. Ama önemli sorunlar da var: Bu genç oyuncular sistemden erken çıkıyor, başka ülkelere gidiyorlar. Doncic daha küçükler seviyesinde ülkeden ayrıldı. Cancar bir başka örnek… Daha çok örnek var. Slovenya’da takımların büyük finansal problemleri var. Oyuncular ve koçlar pek para kazanamıyor. Basketbolu çok seven ve işine çok bağlı koçlar olmasına rağmen… Slovenya’nın altyapı programı iyi olmasına rağmen daha da iyi olabilir. Bence en önemli fark spor kültürü. Eski Yugoslav ülkelerinde Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya, Karadağ’da sahalar hep dolu. Çocuklar hırslı, aç. Hepsi süperstar olmak istiyorlar. Spor kültürü de çok güçlü, idoller çok fazla, spor konusunda çok olumlu bir hava var. Daha küçükken yıldız oyuncuların konuşulduğunu görüyorlar. Yıldız oyunculara bakış açısı çok iyi. Ama örneğin Slovenya’da bu biraz farklı. Bir zamanlar Smodis vardı, şimdi nerede? Nesterovic? Kimse adını anmıyor. Şimdi Dragic ve Doncic var. Sırbistan ve Türkiye’de bu farklı. Yıldızlara saygı gösteriliyor, unutulmuyorlar. Göz önündeler, gündemdeler… Slovenya bence bu konuda Türkiye’den bir şey öğrenebilir. Türkiye’nin de Slovenya’dan altyapıdaki sistemli çalışma konusunda bir şeyler öğrenmesi lazım.

Dragic’in bu eşiği geçip unutulmaz bir oyuncu olabileceğini düşünüyor musunuz?

Dragic çok büyük bir oyuncu. Ondan da birçok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Sahadaki becerisi, sorumluluk alışı, skor gücü, pasları. Hepsi çok büyük. Umarım bir sonraki büyük hedefini de ulaşıp NBA’de bir yüzük de kazanacak.

Son sorum yine geçen yazla ilgili olacak. Galatasaray Odeabank’tan bir teklif aldınız ama Banvit’te kaldınız. Galatasaray’la yaşadığınız o süreci anlatmak ister misiniz?

Öncelikle Galatasaray’da bana teklif yapan, beni bu görev için düşünen yöneticilere çok teşekkür ediyorum. Banvit’le bir yıllık sözleşmem daha vardı. Önümde başka ihtimaller ve seçenekler de vardı. Onlarla da görüşüyor ve onları da düşünüyordum. Sonuçta Banvit’te bir yıl daha kalmaya karar verdim. Yani bir karar verdim. Konu bundan ibaret. İyi ya da kötü bir şey olmadı. Görüştüğüm insanlara bir daha teşekkür ediyorum. Umarım gelecekte o kapılar bana yine açık olacaktır. Ama şu an Banvit’le bir yıl sözleşmem daha var, anlaşmama ve takımıma saygı göstererek işime devam ediyorum.