Utkan Şahin (Eurohoops) : ‘‘Peri Masalı Değil, Emek Hikayesi: Bandırma’nın Banvit’i.’’
Utkan Şahin (Eurohoops) : ‘‘Peri Masalı Değil, Emek Hikayesi: Bandırma’nın Banvit’i.’’

Bandırma’da bir proje yaratan Banvit, yıllardır beklediği başarıya sonunda ulaştı.

Daha önce tarihine iki kere kupa finali, bir kere de lig finali oynayan Banvit, bütün şanssızlıkları geride bırakarak tarihinde ilk kupasını geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da kazandı.

Bu sezon Euroleague ekiplerine karşı harika bir performans gösteren Bandırma ekibi, Türkiye Kupası’nda da iki Euroleague takımı ve bu sezon Ufuk Sarıca’yla birlikte toparlanan Beşiktaş’ı mağlup ederek kupaya uzandı. Peki, bu başarı sadece bu sezonun eseri; bir yıllık bir planın işlemesi sonucu yaşanan bir peri masalı mı?

Bandırma, 150 bin kişilik Türkiye’nin güzide bir ilçesi. 1994’te profesyonel olmadan kurulan Banvit, 2004’ten beri Bandırma’yı ligde temsil ediyor. 13 yıldır da Bandırma, diğer güzelliklerinin yanı sıra Banvit’le de anılıyor. Bu 13 yıl içerisinde Banvit ve Bandırma birçok engel aştı, bazen düştü, bazen kalktı, iyi ve kötü birçok tecrübe yaşadı.

Bu 13 yılda zaman zaman beklentilerin üstüne çıktılar, zaman zaman da altında kaldılar. Hayat bir insanı nasıl sınıyorsa Bandırma kulübünü de öyle sınadı ve elde edilen başarılarla yaşanılan başarısızlıklar, Banvit’te bir kültür oluşturdu. Ankara’da dikkatimi çeken en önemli şeylerden biri, belki de kupadan da daha dikkat çekicisi, bu oldu.

Bu ülkede sporu, taraftar gücü, yüz yılı geçen tarihleri ve büyük maddi güçleriyle üç büyükler yönetiyor. En büyük taraftar sayısı da bu takımlarda.  Bu Ankara’da da böyleydi. Ancak Ankara’daki en büyük fark, taraftarların maça olan etkisiydi.

Ankara’da maça en çok etki eden taraftarlar, Banvit ile Karşıyaka’nın taraftarlarıydı. Çünkü bu iki takımın yıllardan beri kendi evlerinde oturttukları kültür, onları orada sayıları ve büyüklükleriyle açıklanamayacak bir konuma getirmişti.

Bu iki takımın taraftarları, ne zaman oyuna tepki göstermesi gerektiğini ya da ne zaman takımlarını ayağa kaldırmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Bunu da çok net bir şekilde gösterdiler. Üç büyük takımın, taraftar sayıları çok daha fazla olsa da başkentin atmosferine damgasını vuran bu iki “küçük” takımın destekçileri oldu.

En başta kültür demiştim. Kültür veya gelenekler, parayla satın alınamaz. Kültür ancak zaman içerisinde, doğru şartlar devamlılık ve istikrarla mevcutsa kendini var eder. Bunu oluşturmayı başarmanız için belirli bir planlamaya ve bu planlamaya ayakta tutacak kolonlara ihtiyacınız vardır.

Banvit hiçbir zaman bu ligin en büyük bütçeli takımlarından biri olmadı. Bu sene de değiller. Kendi açıkladıkları rakama göre bu seneki bütçeleri 2.3 milyon dolar. Bu da onları Yeşilgiresun ile Karşıyaka’dan sonra kupada yer alan en düşük bütçeli takım yapıyor.

Bütçesi hiçbir zaman ligin diğer büyük takımlarıyla aynı olmasa da onlar kendilerini yukarıya taşıyacak başka şeyler buldular. Bir yandan kurdukları yarışmacı kadroyla o yörenin basketbola ilgi duymasını sağlarken, bir yandan da bu yapıyı sürdürülebilir yapacak olan şeyi, alt yapıyı ve akılcı ve doğru basketbol yönetimini eklediler.

Oyuncularının turuncu-yeşilli formayı giymekten duydukları mutlulukla sergiledikleri efor, oynadıkları disiplinli basketbol ve son olarak da kazandıkları kupa konu spor yönetimi, kültürü ve rekabeti olunca paradan çok daha önemli şeylerin yan yana gelmesi gerektiğinin ispatı oldu.

Bizim ülkemizde altyapı zihniyeti, çok çarpık ve değiştirilmesi çok zor bir sabit fikirlere sahip. Bu konuyu daha iyi anlatabilecek kişiler olduğunu düşündüğüm için, sadece Banvit’in doğru yaptığı şeylerle anlatmak istiyorum.

150 bin nüfuslu bir ilçede olmasına rağmen Banvit, bu ülkede alt yapıdan milli takımlara en çok oyuncu veren takımların başında geliyor. Yıllardır yurt dışından alt yaş gruplarına getirilen oyuncuları bir kenara koyarsak, ülkenin basketbol alt yapısında en fazla verim veren takım Banvit’e ait.

Ancak sanılanın ya da görünenin aksine, bunu tabii ki bir günde yapmadı Banvit. Ligdeki hikayelerine benzer bir şekilde, yıllar içerisinde sağlam adımlar ata ata alt yapı projesini geliştirdi. Turuncu-yeşilliler yıllarca sabırlı bir şekilde emek vererek ilerledi ve bugünlerde alt yapısından çıkardığı birçok oyuncuyu bu emeğin sonunda kazandı.

Şu anda basketbolseverlerin gözleri Tolga Geçim’de ama bu ülke yakın zaman içerisinde TBF’nin “Luka Doncic’i” olan Eray Akyüz ve alt yaş gruplarında fiziksel özellikleriyle çok dikkat çeken Ragıp Berke Atar gibi bir sürü oyuncuyu daha duyacak ve bu oyuncular, yakın zaman içerisinde Banvit hem Spor Toto Basketbol Ligi’ne hem de Türkiye Basketbol Birinci Ligi’ne farklı yetenek seviyeleriyle var olacaklar.

Tek başına bunu sağlaması bile Banvit’i Türk sporu adına önemli bir kazanç yapıyor. Peki, onların kendi adına kazandıkları? Turuncu yeşilliler Türk sporuna ve basketboluna büyük yetenekler kazandırırken kendi kadrosuna da Avrupa’da kolay kolay bulunamayacak isimler eklemiş oluyor.

Tam Burada Banvit’in başarısındaki ikinci etmen ortaya çıkıyor: Banvit yalnızca oyuncularını yetiştirmek için emek vermekle kalmıyor, oyuncularına güvenerek yetiştirdiği yeteneklere ve verdiği emeklere de yazık etmemesini biliyor.

Her kulüp gençlere şans vermek zorunda değil. Böyle bir zorunlulukları yok. Başka bir şekilde başarılı olmanın bir sürü yolu var. Ancak işin genç oyuncuların tarafından bakarsak, kendilerine güvenilecek bir yer bulmak onlar için en büyük öncelik. Banvit organizasyonu bu ülkede onlara bu güveni veren sınırlı sayıdaki birkaç kulüpten biri.

İşin A Takım seviyesine bakarsak, Banvit’in lige çıktığı yıldan beri geçen 13 yılda sadece iki kere playoff dışında kaldığını görüyoruz. Bu Banvit’in 13 yıl içerisinde ne kadar istikrarlı ve planlı ilerlediğinin büyük bir göstergesi. Tabii bu 13 yıl içerisinde zaman zaman yanlış kararlar aldılar. Çünkü hiçbir organizasyon sürekli olarak doğru olanı yapamaz.

Banvit’i değerli kılan ve diğerlerinden ayıran noktası kusursuz değil, planlı olması ve bu plana güvenmesi. Bugün bu başarıyı getiren şey de bu plan ve zaman içerisinde onun getirdiği etkenler.

Dolayısıyla, evet, bugün Banvit, bir kupa kazanarak herkesin dikkatini çekti ancak bu kupa kazanılmamış olsaydı bile Banvit, yaptıklarıyla başarılı bir proje olmaya devam edecekti.

Bandırma ekibinin başarısı aslında bu kupa değil, bu kupanın gelmesini sağlayan istikrarlı ve planlı proje.

Tabii yine de bu sezon bu başarının kazanılmasındaki etkenlere ayrıca değinmek gerekiyor. Banvit geçtiğimiz yıllara göre daha düşük bir bütçeyle yola çıkmasına rağmen bu başarıyı elde etti. Bu da aslında her şeyin bütçeye bağlı olmadığını bizlere bir kere daha gösteriyor.

Sonuna kadar inandığınız, doğru bir plan başarıya giden yolda size öncü oluyor. Tabii bu planların ilerlemesi içinde saha içinde bir basketbol aklına ihtiyacınız var. Sezon başında, Banvit yönetimi en doğru işi burada yaptı. O basketbol aklını doğru seçti.

Saso Filipovski, yıllarca birden çok ülkede farklı ekonomik güçlere sahip takımları çalıştırdı. Bu takımların arasında maddi gücü Banvit kadar olmayan takımlarda vardı ama gittiği her yerde kendi basketbolun anlayışını sahaya koymayı başardı. Bu da onu her zaman başarılı kıldı ve Roma’dan sonra bir üst seviye için hazırdı.

Ancak burada iki tarafında birbirini yukarı taşıdığını unutmamak lazım. Banvit, Filipovski’nin ihtiyacı olduğu güveni ve maddi rahatlığı verdi. Filipovski ise Banvit’in ihtiyacı olan esnek basketbol aklını.

Yazın kurulan kadro sonrası Banvit, eski yıllara göre bir adım geriye atmış gözükse de aslında oldukça homojen bir ekiple yola çıkıyordu:

Kariyerine Türkiye’de başlayan Jordan Theodore, her zaman yetenekleriyle dikkat çekse de mental olarak hep kuşku duyulan bir oyuncuydu.

Gediminas Orelik, kariyeri boyunca fiziksel özellikleriyle dalga geçilen bir oyuncu olmuştu.

Gasper Vidmar önemli takımlarda oynamış ama akıllarda sertliği ve faul atışlarındaki problemleri dışında insanların aklında pek yer etmemişti.

Edo Muric, Partizan’da önemli bir potansiyeli bir olarak gözükse de beklenen sıçramayı bir türlü yapamamış bir isimdi.

Jeremy Chappell ise üst seviyede hiç kendini kanıtlayamamış bir oyuncuydu. Yerli rotasyonu ise en yaşlı oyuncusu 26 yaşındaki Can Maxim Mutaf olan bir ekipten oluşuyordu.

Bütün bunlar insanları “Acaba Banvit bu sezon playoff dışında mı kalacak?” diye düşündürürken, Filipovski ve Banvit, aslında hepsinin bilinçli bir tercih olduğunu ve bu kadronun çok uyumlu olduğunu gözümüze soka soka göstermeyi başardılar.

Oyun kurucuların gelişimi konusunda kariyeri boyunca büyük işler çıkartan Filipovski, aynısını Theodore ile de başardı. Filipovski, Fraport’tan sonra bir üst seviyeye çıkmak için hazır olan Theodore’a hem saha içerisinde hem de saha dışında uygun ortamı hazırladı. Chappell akıllarda soru işareti yaratan bir tercih olsa da verimli olması için topu domine etmek zorunda olan Theodore için aslında çok uygun bir tercihti. Chappell’in Avtodor’da gösterdiği skorer performansı kullanmaktansa daha çok bir ceza şutörü ve ters tarafta ikili oyunlar sonrası pas istasyonu olmasını sağlayan Filipovski, Amerikalı oyuncuya sahanın diğer tarafında daha büyük bir görev verdi: Ön alan savunmasını ayakta tutmak.

Forvetlerini birbirine uygun profillerde iki oyuncudan seçen Filipovski, Theodore’a lazım olan alan için Orelik’i kullandı. Pivot pozisyonunda savunmada getirdiği sertlik yanında Avrupa’nın en iyi perde uzmanlarından biri olan Gasper Vidmar’ı kullandı.

Filipovski rotasyonda da kenardan gelen oyuncuların hepsine, bir rol buldu. Bazen bu rotasyonu daralttı, bazen genişletti ancak rotasyonu kullandığı zaman oyuna giren oyuncusunun her zaman bir görevi, sahada parçası oldukları bir plan vardı.

Her oyuncunun, belirli bir görevi olması da beklentilerin üstüne çıkmasını sağladı. Bugün sahaya baktığımızda kariyeri boyunca yeteneklerinden çok kusurlarını konuştuğumuz oyuncuların parladığını görüyoruz. Filipovski kurduğu takım kurgusuyla bu kusurları arka plana itti ve her oyuncusundan maksimumu almak için şartları en uygun hale getirdi. Bu maksimum da ortaya izlemesi çok zevk veren, rekabetçi ve başarılı bir basketbol ortaya çıkardı.

Hiçbir şeyin sürpriz olmaması gibi bu sezon ligde izlemesi en zevkli maçların genellikle Banvit’ten çıkması da sürpriz değil.

Ancak yine de tüm bunlar, Banvit’in kupa başarısının tek başına sebebi değil. Evet, Banvit doğru bir kadro kurgusu oluşturarak, herkesten maksimum katkıyı almayı başardı ancak kupayı kazanmaları ya da bu sezon EuroLeague takımları karşısında harika bir performans göstermeleri için takım olma duygusunu ve inancını da sahaya koymaları gerekiyordu.

Bandırma ekibinin Türkiye Kupası’ndaki maçlarına bakarsak, final dışında aslında kendi basketbol seviyelerinin altında olduklarını görürüz. Çeyrek finaldeki Beşiktaş maçında da yarı finaldeki Galatasaray maçında da Banvit, bu sezonun genelinde gördüğümüz basketbol seviyesinde değildi. Zaten ikisinde de son çeyreğe geride girdi. Ancak her iki maçta da takım olarak ayağa kalktılar. Belki bizlerin dikkatini parlayan bir oyuncu, Theodore çekti ancak dikkatli izlediğiniz zaman sadece onun değil, herkesin maçı kazanmak için bir şeyler yaptığını kolaylıkla görürsünüz.

Toparlarsak Banvit, yıllardır ortaya koyduğu emeği, bu sene basketbol zekasıyla birleştirerek hak edilmiş bir şampiyonlukla taçlandırdı. Bu sezonun devamı için ise bize en azından güzel bir basketbol vaat ediyorlar.

Gelecek söz konusu olduğunda da bilinçli ve akılcı tercihlerle yola devam etmeyi vaat ediyorlar.